logotype
  • image1 Every time we embrace, i go to that away place...
  • image2 Whenever i look into your eyes..
  • image3 You are always on my mind...

 

Korona Günlerinde OLAY UFKUNDA, BİLGE ÖNGÖRE

“Mantık sizi A noktasından B noktasına götürür. Hayal gücü ise her yere…” Albert Einstein

Her an her şeyin olabileceği bir çağa girmemizin romanı…

Bu kitaptaki “A Bölümleri” fütürist bir yaklaşımla,“B Bölümleri” ise gerçek olaylardan esinlenerek yazılmıştır. Sürpriz son ise, ayaklarımızı yere bastırıyor aniden.

 

ÖZET BİLGİ: Kuantum fiziği alanında doktora öğrencisi olan Zühre, çok önemli bir deneye katılacağı gün, yolda karşılaştığı ilginç bir adamla farklı bir gerçekliğe savruluyor. Zühre, distopik bir geleceğin tanığı Ulak ile zaman ve mekân algısının değişkenliğinde sıra dışı olaylar yaşarken, korona günleri gerçeğinde de iyi ile kötü karşıtlığının sürekliliğine rağmen aşktan vazgeçmiyor.

Din felsefesi okumuş babaanne ve sosyalist dedenin hayata çok farklı yaklaşımlarının yanı sıra, doktor babanın korona günlerindeki zorlu mücadelesi ile öğretmen annenin öğrencileriyle ilgilenirken Zühre’nin kardeşine yeterince zaman ayırmadığı konusundaki endişesi gibi kişisel sorunlar ve buzulların erimesinden kuraklığa uzanan zıt felaketlerin içinde virüs belasını fırsata çevirenlerin oluşturduğu şu günlerin gerçekliğinden;

10 G telefonlar, kuantum bilgisayarlar, nano teknoloji ürünlerindeki çok ileri gelişmeler ve paralel evrenlerin ilginç ortamındaki farklı gerçekliğe, git gel yaşayan Zühre’nin romanı.

KİTAPTAN BİR KAÇ ALINTI:

 

“Hani, ‘yoğun bakım tavanına bakacağına, evde kal da odanın tavanına bak’ diyorlar ya keşke o kadar hafif olsaydı bu hastalık. Yüzükoyun yatırılıp, bir yandan oksijen, bir yandan da damardan ilaç verilen; ya da derin uykuya daldırılıp solunum cihazına bağlanmış bir insanın, ciğerleri sıvıyla dolmuşken tavana bakması filan olanaksız bir hayal…” diyen doktorlar

ve

“Bu bir küresel tuzak… Sahte bir salgınla, insanlık sindirilip yönlendiriliyor. Aşı aldatmacası da uçurumun kıyısına yolculuk…”diyen bir gurup insan vardı.

* * *

Yatak genişleyip, onunla buluşabilmemiz için yer açıyor koynumda.

Pek çok kez yaşadığımız gibi birbirimizde ısınıyoruz, çoğalıyoruz ve kanat açıyoruz sınırsız bir uçuşa. Titreşimlerimiz coşkuyla yükselirken, içim dışım aşka bulanıyor. Alev alev yanıyorum. Yine, hiçbir yerdeydim ve aynı anda her yerde var oluyorum. Duygularım ve bedenim kelepçeleri kırıp okyanusun dev dalgalarıyla buluştuğunda, sörf yapan bir ateş topu oluyorum. Birbirine karışan soluklarımızın ritmi sakinleşmeye başlayınca, sevgilim bana sımsıkı sarılıp, şiir okumaya başlıyor.

“…Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin /Sen ülkemin yaz geceleri gibisin/Saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında /Beni unutma /Ah! Saklı gülüm /Sen hem zor hem güzelsin /Şiirlerimin ılıklığında açılmalısın /Sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi /Sen memleketim kadar güzelsin…” /

“Çok güzel bir şiir ve sen de çok etkileyici,” okudun diyorum, sevgilimin gözlerindeki ormana bakarken.

* * *

Düşüncelerime dalmışken, Ulak homurdanarak bir şeyler dedi ama yere düşen cisim sesine benzeyen şiddetli gürültü nedeniyle, onun söylediğini duyamadım.

Başımı çevirdim ve cesedi gördüm. Kendimi tutamayıp dehşetle çığlık attım. Sesim yankılanarak tekrarlandı.

Yerde yatan ceset, buraya girmeden önce kuşyemi sanarak aldığım paketi bana veren görme özürlü adamdı.

* * *

Elime tutuşturduğu paket, diğerlerinden çok farklıydı. İçini göstermeyen, kalın ve koyu renkli, biraz yapışkan, bilmediğim bir maddeden yapılmış gibiydi.

Olaylar gittikçe tuhaflaşıyor, diye düşündüm.

Adam birden, “Bir dünyada uyuya kalıp, hiç başka bir dünyada gözünü açtığın oldu mu?” diye sordu.

“Paralel evrenlere mi inanıyorsunuz?”

“Olabilir de olmayabilir de. Bu da zaman gibi, gizemli bir konu, senin için değil mi? Haydi, Ulak’ı bekletme, git artık.”

Ufak tefek bir adamdı ama sesi toktu.

Sarnıca doğru yürüdüm. Her yer çok tenhaydı. Tuhaf…

Tam Milyon Taşı’nın kenarından geçiyordum ki diğer tarafta Ulak’ı gördüm. Eliyle yanına gitmem için işaret etti. Paketi benden aldı ve kendisini takip etmemi isteyen bir bakış atıp, Yerebatan Sarnıcı’nın merdivenlerine doğru yürüdü. Birbirimizi konuşmadan bile artık anlayabildiğimizi şaşkınlıkla düşündüğüm sırada, “Kapalı” yazısına aldırmadan ilerledi. “Dikkat etmediğini sanıp, “Kapalıymış,” dedim.

“Biliyorum. Birkaç saatliğine kapattırmalarını arkadaşlardan ben istedim de burada bizi karşılamaları gerekirdi. Burayı kapattırdıktan sonra niye gittiler, anlamadım,” diye homurdandı.

Elli iki taş basamağı hızlı hızlı indik. Granit ve çeşitli mermer cinslerinden yontulmuş, aşağı yukarı onun boyunun beş katı yüksekliğindeki sütunlar ile kemerleri karşıladı bizi.

* * *

Bu apaçık yanıtın içimde yarattığı korkuyla bir çıkış arıyorum. Kabullenmek istemediğimden, anlamazlığa sığınıyorum.

“Yani?”

“ Frigman, şok doktrini diyor bu tip modele. Virüs salgını, ardından enerji ve su tükenikliği… Büyük bir karışıklık, savaş ya da ekonomik kriz… Köpürtülmüş algı yönetimleri, çipli hayatı kabullendirecek ve daha sonra da oluşturulacak makine egemenliğini, piramidin tepesindekilerin yönetmesiyle amaç gerçek olacak.”

“Bu bence gerçek dışı bir kurgu…”

“Ne yazık ki bu yollardan biz de geçtiğimiz için, böyle tahminlerde bulunabiliyorum. Ama umutsuzluğa gerek yok. O koşulların sürekliliği olanaksız.”

“Feci şeyler söyleyip ardından da umuttan söz etmek… Bu tutarsızlık…”

“ Tam tersine… Tecrübenin uyarısı… Tüm canlıların kaderi birbirine bağlıdır. Bunu göz ardı ederek çok ileri bir teknolojik gelişmeye ulaşıp şimdi sıra dışı kabul ettiğiniz pek çok şeyi yapabilseniz de, bir gün piramidin tepesinde dizginleri elinde tutanlar bile tüm canlıların dayanışmasına gereksinim duyacaklar ve bu yolda yapılan yanlışları düzeltmek isteyeceklerdir. Çünkü bir uzvunuz ağrıyorsa, bundan tüm varlığınız etkilenir.”

* * *

“İnşaat yerinin etrafı, siyah ve kalın naylonla çevriliydi. Bir çığlık daha duyunca dayanamayıp, yan taraftaki aralıktan içeriye sızdım. Birkaç adım sonra, dolunayın aydınlığında, onları gördüm.”

 

Bu kitabımın yazım sürecindeki okuduğum kitaplar:       

1) Zamanın Kısa Tarihi-Stephan Havking

2) Kara Delikler-Stephan Havking

3)Eınsteın Evreninde Zamanda Yolculuk-Rıchart Gott

4) Zihnin Geleceği-Michio Kaku

5)Kuantum Mekaniği Temel Kavramlar ve Uygulamaları-Prof. Dr. Abdullah Verçin

6)Kuantum Teorisi, Felsefe ve Tanrı-Caner Taslaman

7)Felsefenin Başlangıç İlkeleri-Georges Polıtzer

8)Ben Zamanın İlersinde Oldum-Nikola Tesla

9)Covid-19 ile ilgili bilgiler

free joomla template
2022  Bilge ÖNGÖRE  globbersthemes joomla template